Yadsıma bir gerçekliğin göz ardı edilmesidir. Yadsımayı da basit ve yalın manada izah edebileceğimiz gibi, kompleks ve karmaşık mekanizmaların içerisinde de göstermek mümkündür. Kitabımızın çeşitli bölümlerinde zaman zaman değindiğimiz gibi amacımız hep bütüncül bir yapıyı yakalamaya gayret etmektir. Bununla birlikte mutlak manada bütüncül yapıyı yakalamanın imkânsız olduğunun idrakindeyiz.
Yadsıma savunma düzeneğini izah ederken bu yapının, bir bireyin gelişim aşamaları olan bebeklikten yaşlılığa kadar geçen süreçte hangi dönemlerle ilintili olduğuna bakarak bunu aktarabiliriz. Yadsımayı bir bireyin kendi gözlemlerinden ve referans noktalarından bakarak aktarabiliriz. Veyahut da buna, bir bireyin iç dinamikleri açısından; egonun yapılandırılmasına göre yadsıma, süperegonun yapılandırılmasına göre yadsıma, toplumsal realiteyle yüzleşme anında yadsıma ve dürtüsel varlığın yapısını yadsıma şeklinde yadsıma olarak yaklaşabiliriz. Bir başka açıdan, dışarıdan bir gözlemci kimliğiyle, o bireyin yaptıklarını inceleyerek yadsımaya yaklaşabiliriz. 18 yaşındaki evladının ölüm haberini duyan bir annenin karşısında gerçeklik tüm çıplaklığıyla ortada iken onu kabul etmemesi yadsımaya bir örnektir. Narsist bir kişiliğin, bir grup önünde konuşurken ellerinde hissettiği titremeyi gösteren arkadaşına karşı; “hayır, ellerim titremiyor” diye karşılık vermesi de bir tür yadsıma tarzıdır. Bu şekilde bakıldığında çok geniş bir yadsıma yelpazesi görmek mümkündür. Yadsımanın öncelikle üzerinde durulması gereken tarafı belki de empati yapamamanın vermiş olduğu bir ruh hali sonucunda ortaya çıkıyor olmasıdır. Bir bebek narsistir, ben merkezlidir ve tüm dünya onun etrafında dönmektedir, dönmelidir. Bir dürtüsü aktive olduğunda, bir ihtiyacı ortaya çıktığında bu dürtünün veya ihtiyacın hemencecik orada, etraftakiler tarafından karşılanmasını ister; bunu çok doğal ve tabii kabul eder. O anda bu bebek etrafındaki bireylerin; yani anne-babasının ve diğerlerinin ne durumda olduğunu kesinlikle yadsımaktadır. Onların kendi ihtiyacını karşılayıp karşılayamayacağı konusundaki durumlarını göz ardı etmektedir. Eğer bu bireyde empati yeteneği geliştirilemezse o birey, hayatının daha sonraki evrelerinde diğer insanların durumlarını, konumları ve ihtiyaçlarını göz ardı edip yadsıyarak kendi ihtiyaçlarını ön plana atan bir kişilik yapısı geliştirebilir. Bu durumda sosyal ilişkileri ciddi manada zaafa uğrar ve toplumdan dışlanır. Bu da yeni patolojik savunmaların aktive edilmesini gerektirir. Burada bahsettiğimiz yadsıma, başka insanların gerçek durumlarını görememenin oluşturduğu bir yadsıma reaksiyonudur.
Bireyin iç dünyasında ise muhtelif yadsıma reaksiyonlarını gözlemlemek mümkündür. Her bireyin mevcut reel kendiliğinin yanında kendi iç dünyasında tasarımladığı kendiliği vardır. Reel kendilik ile tasarımlanan kendilik ne kadar birbirine yakın ise kişi o kadar sağlıklı, o kadar gerçekçi ve o kadar rasyoneldir. İki kendilik arasındaki uzaklık ne kadar fazla ise gerçekliğin değerlendirilmesi de o kadar zora girmektedir. Bu bağlamda bireyin kendilik tasarımına ters bir takım yaşantıları, yadsınarak algılanacaktır. Birey, hayatına devam ederken yaptığı hataları, yaşadığı başarısızlıkları veya değer yargılarına ters tutum ve davranışları otomatik olarak yadsıyacak ve kendilik tasarımının yara almasının önüne geçecektir. Bu yadsıma, fiziksel yapının çarpık bir şekilde algılanmasında zihinsel yapının kapasitesinde erişilen sosyal konumun değeri ile ilgili puanlamada ortaya çıkabilmektedir. Şişman bir birey kendini zayıf olarak algılayabildiği gibi çok zayıf biri kendini normal algılayabilir. Sosyal başarısı yetersiz olan birisi kendini çok başarılı bulabilirken bazı bireyler kendi eksikliklerini yadsıyabilir. Bu gibi eksiklikler kendilik tasarımına uymayan yapıların, yadsıma savunma düzeneği ile kontrol altına alınmasını gerektirmektedir.
Bir bireyin kendilik tasarımının ötesinde bir de ideal kendiliği vardır. Herkes mevcut durumunu bir kendilik tasarımıyla yaşantılandırırken ileriye yönelik olarak arzu ettiği daha ideal bir kendiliğe doğru hedefler koyar. O hedeflediği ideal kendiliği yakalamaya çalışır. İşte bu süreç içerisinde mevcut yaşantılarında ideal kendiliğe ters duran tutum, davranış, başarı ve statü zaman zaman yadsınarak ideal kendiliğe doğru bir süreç işletilir. Bu da kişiyi mutlu eder. O, aynı zamanda kişinin gerçeklikten o denli uzaklaşmasını getirir.
Bir başka açıdan yadsıma reaksiyonu nesne ilişkileri bağlamında ele alınabilir. Egomuzu oluşturan nesne ilişkileri ağında bazı nesnelere yaptığımız libidinal yatırım çok yüksek değerdedir. Bunu metaforik bir örnekle açıklayacak olursak egoyu bir çadıra benzetebiliriz. Çadırın ortasındaki ana direk, çadırı dimdik tutup varlığını sürdürmesini temin ederken çadırın etrafındaki ipler ve kazıklar çadırın fonksiyonel olmasını ve dengede durmasını temin eder. Bireyler hayatlarında belirli olgulara veya nesnelere çok büyük anlam yükleyebilirler. Bunlar bir nevi çadırın ana direği gibidirler. Ana direğin yıkılması çadırın komple çökmesi demektir.
Bir anne üniversite öğrenciliği yapan evladına libidinal yatırımının büyük bir kısmını yatırmış ise çadırın ana eksenine bu evladını koymuş demektir. Bir profesör yazmakta olduğu kitabına büyük bir libidinal yatırım yapmış ise bu kitap onun için hayatî derecede bir önemi haizdir. Hayatımızın her alanında bu tip nesnelere yoğun yatırımlar yapan, deyim yerindeyse hayatında hep tek ata oynayan birçok birey görmek mümkündür. Bu durumlarda ana ekseni oluşturan o nesnenin kaybı, yitirilmesi, yok olması veya ölmesi kişide ruhsal manada büyük bir deprem oluşturur. Sistem komple çöker. İşte bu çöküşün önüne geçmek için tek bir yol vardır: Olguyu yadsımak. Kişi var olan gerçeği reddeder, kabul etmez ve eski statünün devam ettiği şeklinde bir inancı sürdürürse, yeni duruma adapte olmak için zaman kazanılır. Bu süre içerisinde kayıplar sindirilir, telafi edilir veya alternatif savunma düzenekleri devreye sokulur.
Yadsıma iki düzeyde gerçekleşir. Bunlar; bilgi ve duygu düzeyidir. Bazı yadsımalarda kişi gerçekliğin bilgi tarafını da reddeder, kabul etmez. Oğlunun ölüm haberini getiren polis memuruna veya bir akrabasına ısrarlı bir şekilde; “yalan söylüyorsunuz! böyle şaka olmaz! şaka yapmayın lütfen!” diye bağıran bir anne olayın bilgi yönünü de reddetmeye çalışmaktadır. Sevgilisi tarafından terk edilen birisi, sevgilisini bir başkasıyla yakalayan âşık, evladının tutuklandığını ekrandan seyreden baba öncelikle bu çıplak gerçekliği reddeder ve onun yerine başka açıklamalar getirmeye çalışır. Gazete kupürlerinde bunun gibi yüzlerce haberi dinlemek ve izlemek mümkündür. Hatta bazen parodilere konu olabilecek derecede gülünç savunma düzenekleriyle olayı reddettikleri görülür.
Yadsımanın ikinci tipi duygusal bazda yadsımadır. Bilgi düzeyinde kaybettiğimiz nesneyle ilgili olarak gerçeği biliriz ama yaşantımızı gözlemlediğimizde sanki annemizi, babamızı, eşimizi ya da sevgilimizi veya çocuğumuzu kaybetmemiş gibi hisseder ve davranırız. Onlar hep arkada bir yerlerde durmaktadırlar. Bu durumda pek mezar ziyaretlerine gitmeyiz. Zaman zaman onlarla ilintili bir konu olduğunda gözümüz otomatikman onları arar veya elimiz onların telefonunu çevirmeye çalışır. Bu da göstermektedir ki; o esnada bireyin egosu bilgi olarak gerçekliği kabul ettiği halde duygusal olarak o nesnenin varlığını hala devam ettirmektedir. Bu da duygusal yadsımanın hayatımızın her döneminde etkin rol alarak yaşamı daha kolay hale getirdiğini göstermektedir. Bu durumun aşırıya kaçması, kişinin gerçeklik ile ilişkisini bozup onu psikotik bir noktaya kadar vardırabilir.