Yukarıda verilen biblo örneğinde olduğu gibi, çocuk raftaki bibloya uzanmaktadır. Neredeyse bibloyu alacaktır. Tam o esnada anne bunu fark eder biblonun kırılabilme olasılığına karşı bebeğinden onu kurtarmak amacıyla bibloyu bir üst rafa koyar. Bebek için artık biblo erişilemeyecek uzaklıkta durmaktadır. Tam bu esnada çocuğun ruhunda neler olmaktadır? Epigenetik bir açılımla dünyayı keşfetme, inceleme ve irdeleme ihtiyacı ile parlak ve farklı olan objelere yönelip daha önceden dokunmadığı, eliyle hissetmediği ve ağzına götüremediği yeni objelere doğru kanatlanmaktadır. Bu bir dürtünün yola çıkış hikâyesidir. Dürtü yola çıkmıştır, hedefine doğru emin emin ilerlemektedir. Hedefine doğru gitmenin her saniyesinde hazzı adım adım yaşamaktadır. Bu süreç keyifli bir süreçtir. Dürtü hedefine doğru seyretmektedir. Dürtü, bibloya dokunmak, onu eline alıp sıcaklığını, soğukluğunu, sertliğini, yumuşaklığını, kıvamını ve hatta tadını merak etmektedir. Onu kavramak istemektedir. Bu esnada çocuğun penceresinden baktığımızda hain ve güçlü bir el bu bibloyu bir üst rafa kaldırmaktadır. Erişilebilme ihtimali yüksek ve süreçten yoğun bir zevk alınarak hedefe doğru gidilirken bir anda ağır bir travma yaşanmıştır. Çocuğun fiziksel kapasitesinin sınırlarıyla gerçekleştirebileceği bir dürtü hareketi fiziksel sınırların ötesine çıkmıştır. Bunun adı güçsüzlüktür, çaresizliktir, hazza ulaşırken acı ve elemle yüzleşmektir. Bir ömür boyu yaşayacağı acı ve elemlerin ilk prototipini çocuk burada yaşamaktadır.
Bir ömür boyu çeşitli dürtülerimiz çeşitli hedeflere yönelecektir. Bu hedefleri yakalayabilme, hedeflere ulaşabilme ihtimalinin yüksek olduğu durumlarda bu süreçten büyük bir haz ve keyif alınacak, hedefe ulaşıldığında da haz doruklarda yaşanacaktır. Hedefe ulaşılamadığında ise kişi acı ve elemle karşı karşıya kalacaktır. Çünkü dürtü hedefine ulaşamamıştır.
Tekrar bebeğe dönecek olursak biblonun bir anda ula şılamayacak bir noktaya taşındığın ı ve kendi fiziksel yetersizliğinin ortaya çıkt ığını görünce bebeğin ilk hissetti ği duygu anksiyete, bunaltı ve gerilimdir. Hemen ardından ise yo ğun bir öfke, ruhunu kaplayacaktır. Öfke kızg ınlıktır, sinirliliktir; öfke gazap halidir. Dürtü, bir anda yolunu de ğiştirmiş bir ate ş dumanına dönmüş ve öfkeyle kendisine engel olan kayna ğa doğru yönelmiş ate şten bir küre gibidir. Dürtüsüne engel olduğuna inandığı bu nesneye, bu ac ıyı yaşatmak istemekte ve bu şekilde gerilimden kurtulmaya çalışmaktadır. Ancak öfkesini bo şaltmaya çalışacağı nesne annesidir. Anne, kar şısındadır, umars ızdır, olayın ciddiyetinden habersiz ve her şeyden önemlisi anne çok güçlüdür ve fiziksel olarak öfke ona ulaşamamaktadı r, kızgınlık ona ula şamamaktadır. Bebeğ in gelişmişlik düzeyiyle orant ılı olarak bu öfke yüksek sesle bağırmak ve a ğlamakla veya anneye savrulan bir iki yumruk ve tekme ile sınırl ı kalacaktır. Bu tepki annede hiçbir yankı uyand ırmadığı ve annenin dürtüyü engelleyen davranışın ın değişmediğ ini görünce çocuk, bu anda bu öfkeyi kendine yöneltecektir. İşte burada kendine yöneltme savunma düzene ği devreye girmiştir. Bebek veya çocuk canhıra ş feryatla ağlarken bir taraftan kendi saçın ı yolabilmektedir. Öfke ile kendini yerden yere atabilmekte ve başını en yak ındaki bir cisme veya duvara vurabilmektedir. Ve tüm zarar, kendi vücudu üzenine yönelmiş tir.
Peki, burada ne olmaktadır. Burada birçok şey olmaktadır. Bebeğin veya çocu ğun yaptığı bu davranışın özünde muhtemelen anneyi cezaland ırmak yatmaktadır. Bu nasıl bir cezad ır ki; çocuk kendini cezalandırıyor! Kendili ğin oluşum kısm ında detaylı olarak aktardığın ız gibi bebeğin ilk kendilik çekirdeğinin olu şumunda annenin bebeğe olan sevgi, ilgi ve davranışı çok önemlidir. İyi kendilik ve kötü kendilik bu bağlamda ortaya çıkmaktad ır. Anne, çocukta iyi kendiliği oluştururken sanki ona tap ılası bir şeymi ş gibi yaklaşmaktadır. Annenin çocu ğa hissettirdiği şey; dünyan ın en güzel, en kıymetli ve en hoş şeyidir ki bu, annenin bebeğidir. Hatta anne bebeği için kendi can ından vazgeçebilecek bir özveriyi içinde barındırmakta ve bunu bebe ğine hissettirmektedir. Anne için bebeği her şeyden k ıymetlidir. İşte bebek sanki bu gerçeğin fark ındaymış gibi annenin en sevdiği varl ık olan bebeğine yani kendine zarar vermeye çalışır. Kendini yerden yere at ıp kafasını sa ğa sola vururken annenin yüzündeki ifadeyi seyretmek ilginçtir. Anne sanki kendi kafasın ı ya da başını sa ğa sola vuruyor ve vücudunu oradan oraya atıyor gibi sık ıntı hissederek çocuğunu sakinle ştirmeye çalışır. Anne paniğe kap ılır ve korkar ise çocuk bu savaştan galip ç ıkmış bir edayla kucağındaki biblo ile oynamaktad ır, anne bibloyu elleriyle çocuğa teslim etmiştir. Yeter ki çocuk kendine zarar vermesin.
Bu bağlamda bak ıldığında kendine acı ve i şkence eden, kafasını duvarlara vuran ve intihar giri şimi için köprüye çıkan insanlar öfkelerini kendilerine yönelterek aslında sevdiklerinin can ını yakmaya çalış maktadırlar. Aslında yapt ıkları, sevdiklerinin gözünde ne kadar değerli ve vazgeçilmez olduklar ını test etmek istemektir. Psikolojik hastalıklarda ya şanan birçok klinik tabloda kendine yöneltme düzeneği ile varoluşunu gerçekle ştiren, etrafındaki insanlardan intikam alan ve vicdanlar ını sızlatan, bu arada kendilerini heder eden birçok hayat ı görmek mümkündür.
Kendine yöneltmenin davranışsal, bili şsel, dinamik ve varoluşsal nedenlere bağl ı birçok alanını bulmak mümkündür. Biz burada geli şmiş bir egonun belirli bir zaman diliminde kontrol edemediği bir dürtüsü nedeniyle kendi kendini suçlamas ı bağlamındaki kendine yöneltme savunma düzene ğinden de bahsetmek istiyoruz. Kendi içinde tutarlı bir kimlik geli ştirmiş olan bir birey bu kimliği etik de ğer yargılarıyla ve toplumsal rolüyle uyumlu ve ba şarılı bir ş ekilde sürdürmektedir. Toplum onu bu değer ve özellikleriyle tanımakta ve tan ımlamakta ve ona bir takım üstünlükler atfetmektedir. Bu üstünlükler ve değerler o birey için vazgeçilmez temel kriterlerdir. Böyle bir ya şantı içerisinde herhangi bir nedenle geçici olarak bu etik de ğerlere ters düşmüş bir birey, içsel sorgulamas ı sonucunda kendi kendini cezalandırma amacına yönelik olarak öfkesini kendine yöneltebilir. Yalan söyledi ği için oruç tutmaktan başlay ıp, gayrı ahlâki bir davranış nedeniyle kendi hayat ına kıyan bir spektrumuna kadar gidebilecek kendine yöneltme düzeneği faaliyete geçebilir. Veyahut da herhangi bir alandaki ba şarılarıyla ünlenmi ş ve o başarılar ıyla anılan bir birey bu ba şarının (ticaret vb.)elinden gitmesi sonucunda kendi can ına kastedip kendini öldürebilir. Bir takım intihar dinamiklerinin arkasında bu tür bir narsist yap ılandırma söz konusudur. Sanki bu durumlarda egonun bir parças ını diğer bir parças ıyla cezalandırmaktadır. Baz ı durumlarda ceza, süperego eliyle uygulanırken baz ı durumlarda toplumun ondan beklemediği davranış örüntüsü şeklinde de açığa vurulmaktadır.