Yaşadığımız her zaman diliminin bir bilgi ayağı, bir de duygu ayağı vardır. ‘Falan yerde, falan zamanda, filan şartlarda, filan şahıslarla, filan olayı yaşadık’ derken olayın sadece bilgi tarafını anlatmaktayız. Bu olayı anlatırken kişinin o olaydaki yaşantısını bize aksettirecek duygusal ses tonu, jest ve mimiklerin duygulara eşlik etmesi, gözlerin parıltısı, belki gözyaşlarının hafifçe süzülmesi veya şen kahkahaların yükselmesi, olayın duygusal tarafını bize gösteren kısmıdır. Hayatımızı şekillendiren, ona yön veren ve anlamlandıran temel etki duygularımızdır. Duygularımız esas, mantık ve akıl sonradır. Mantığın üzerine duygu gelmez, duygunun üzenine mantık oturur. Duygu her şeyi kör eden ve mantığı bitiren bir süreçtir. Yoğun duygusal nöbetlerde ve anaforlarda, kişinin mantıksal yapısı kenarda kalır. Duygu pozitif ve negatif alanda tezahür edebilir. Pozitif alanda mutluluk, sevinç, zevk, haz ve keyif yaşanırken acı tarafında elem, keder, sıkıntı, anksiyete, bunaltı, stres, öfke, kızgınlık, sinirlilik ve saldırganlık hisleriyle dolu bir süreç gözlenir. Özlenen ve idealize edilen nesnelere ulaşıldığında büyük mutluluklar ve keyifler yaşanırken büyük anlam yüklenen nesnelerin kaybında veya başarısızlık durumlarında veya geriye gitmelerde çok ciddi bunaltılar yaşanır.
Mutlulukların yaşanmasında herhangi bir problem olmaz iken acıların, kederlerin ve kayıpların yaşanmasında bireyin buna tahammül derecesi sınırlıdır. Acıya dayanabilme gücü egonun gelişmişliği ile ilintilidir. Ego ne kadar gelişmiş, güçlü, travmalara karşı ne kadar dayanıklı hale gelmiş ise duygusal yaşantıları hazmetme konusunda o kadar güçlü olacaktır. Bireyin egosu zayıf, çelimsiz ve küçük ise yaşadığı hadiselerin getirmiş olduğu negatif yüklenmeyi kaldıramayacak durumdadır. Burada birey geçici bir çözüme başvurur. Bu çözüm, yalıtma/izolasyon savunma düzeneğidir. Çok sevdiği annesini kaybeden bir genç, annesinin ölümü karşısında hiçbir şey hissedemeyebilir. Sanki ruhsal dünyası uyuşmuş gibidir. Buna kendi de şaşırır. Çok sevdiği sevgilisinin kendini terk edip gittiğini çok sakin bir ses tonuyla sanki üçüncü bir insanın yaşantısını aktarır gibi hekimine anlatabilir. Okulda başarısız olup okuldan atılan bir öğrenci bunu anlatırken çok donuk bir tarzda anlatabilir.
Bahsettiğimiz bu örneklerde olduğu gibi bunların hepsinde birey zayıf olduğundan olayın şiddetine dayanamadığından izolasyon savunma düzeneği devreye sokulmuştur. Olayın bilgi tarafı zihne ulaşmış ama duygusal kısmı bloke edilerek filtreden geçmemiş ve duygu bilinçdışında kalmıştır. Güçlü bir ego, bu durumlarda rahatça paylaşabilen, sesi titreyen, gerektiğinde ağlayabilen ve yas reaksiyonunu yaşayabilen egodur. Bu yaşanamıyorsa hazmedilemeyen bu duygusal yapılar, değiştirme savunma düzeneği ile çok farklı alanlarda küçük birimlerde deşarj ettirilir. Televizyonlarda izlenen bir dizideki bir köpeğin hastalanması, bir sokak çocuğunun hayatının anlatılması ve izlenen bir haber, gözlerin dolmasına ve göz pınarlarından yaşların akmasına neden olabilmektedir. Kaynakta boşalamayan duygular yer değiştirerek alternatif ve kontrollü nesneler vasıtasıyla deşarj edilmeye çalışılmaktadır. Bu tip bireyler, hipnotik trans altında olayı tekrar anlatmaları istendiğinde yoğun bir duygusal deşarj yaşamakta ve baskı altında tutulan duygusal enerji dışarı çıkmaktadır. Obsesif kompulsif kişilik örüntüsü, duygularını dışarı veremeyen mantık ağırlıklı bir kişilik örüntüsünü gösterir.