


KİŞİLİK KAVRAMI, 0-6 YAŞ GRUBU ÇOCUKLARDA KİŞİLİĞİN GELİŞİMİ VE SORUNLARI
A Diyen B de Demeli
Öğretmenin sınıfta bir çocukla sorunu varmış. Öğretmen, “A, de,” diyormuş, çocuk kafasını kaldırıyor, öne arkaya sallıyor ve dudaklarını birbirine yapıştırıyormuş. Öğretmen bir gün yine sabırla başlamış ve “Sen çok iyi bir çocuksun, lütfen A de. Bu , sana zarar vermez,” demiş. Ama çocuktaki tek cevap boş bir bakış olmuş. Birkaç başarısız denemeden sonra öğretmenin en sonunda sabrı taşmış ve “A de, A de” diye bağırmış. Fakat çocuğun cevabı sadece “ııb... ıb... ıbbı” olmuş. Bunun üzerine öğretmen çocuğun babasını çağırmış. Beraberce küçük çocuğun A demesini istemişler. Sonunda çocuk pes etmiş ve herkesi şaşırtarak net ve güzel bir A sesi çıkarmış. Öğretmen bu pedagojik başarı karşısında şaşırmış ve bağırmış, “Maşallah, ne kadar mükemmel! Şimdi de B de.” Fakat çocuk sert bir şekilde karşı çıkarak küçük yumruğunu masaya vurmuş ve şöyle demiş, “Bu kadarı yeter. A dediğimde bana ne olacağını biliyordum. Peşinden B dememi, daha sonra bütün alfabeyi tekrar etmemi, daha sonra okumamı, yazmamı ve aritmetik yapmamı isteyecektiniz. Başından beri bunun için A demek istemiyordum!” ( Nossrat Peseschkian. Doğu Hikayeleriyle psikoterapi. S:100, Beyaz Yayımları, Şubat 1999, İstanbul)
GİRİŞ
İNSAN KİMDİR?
İnsanoğlu ve onun yaşam modlarına dair 19. yy.’ dan beri insan üzerine çalışmaları hakimiyeti altında tutan 2 görüş vardır. Bu iki görüşü insanı tasvir eden iki ayrı tablo gibi düşünebiliriz. İlk görüşe göre insan hayatı kollektif bir faaliyettir. Bireyler birbirleri ile mahalli kurallara ve normlara göre, amaçlarına ulaşmak ve planlarını gerçekleştirmek üzere birlikte çalışırlar ve üretirler. İkincisinde ise insan nedenseldir. İnsan hayatı burada bireyde işleyen mekanizmaların birbiri ile, çevre ile, davranışla etkileşimlerinin bir toplamıdır ve her birim sebep- sonuç ilişkisi içerisinde açıklanabilir. Psikolojinin insanı ve bireyi kavramlaştırması ve bu kavramlaştırmayı yaparken kullandığı yöntemler kendi içinde çeşitlilikler gösterse de kullandığı insan modeli aynıdır.
Bu modele göre insan tekildir, kendi kendine yetebilmektedir, bağımsızdır, tutarlıdır ve kendine hastır.(1)
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KİŞİLİK KAVRAMI
“Kimi kişiler, kişiliklerini geliştirmek, kimi kişilerse başkalarının sahip olduklarını elde etmek için çaba gösterirler.” Konfiçyüs.
Kişilik sözlükte “kişiyi bütün öteki kişilerden ayıran ruhsal ve bilinçsel özelliklerin tümü” biçiminde tanımlanmaktadır. Ruh bilimci Ribat “kişilik her türlü eğilimleri ve duygularıyla birlikte beden yapısı ve bellek olmak üzere iki temel etmenin ürünüdür.”der. Bu tanıma göre kişilik, insanın davranışlarının tümüdür. Mizaç ve karakterle etkileri de kapsar. Gelişmeyle değişen yanları olduğu gibi belli bir oranda süreklilik taşıyan yanları da vardır.(2)
Bir kişiyi başkalarından farklı kılan düşünce , duygu ve davranış özelliklerinin tümüne de kişilik adı verebiliriz. Bu ayırt edici özeliklerin içeriğinde alışkanlıklar ,algılamalar, davranış tarzları, olaylara ve çevreye bakış açıları yer alır. Kişiliğin yaşanılan toplumun sosyo kültürel değerlerin yorumu ile bu yorumun kişi tarafından değerlendiriliş biçimi ile doğrudan doğruya bir ilişkisi vardır.
Tanımdan da anlaşılacağı gibi, kişilik olgusunu ve ilgili konuları tek boyutlu kavramlar olarak algılamak, irdelemek ve değerlendirmek mümkün değildir. Bunun yerine, kişilik kavramını birçok bağlantılı parçası olan bir yap-boz resmi gibi düşünmek daha doğru olur.(3)
KİŞİLİK VE KİMLİK.
Kimlik ve kişilik kavramları çoğu yerde eş anlamlı kullanılabildiği gibi, farklılıkları mutlaka vurgulanmalıdır. Kimlikte esas olarak dışa karşı yansıtılan bir cephe, bir tür tutum söz konusudur. Kimlik, daha ziyade topluma dönük sosyal bir veçhedir. Kişilik ise iç dünya ile ilgili psikolojik bir veçhedir. Kişilikte, benliği meydana getiren temel öğeler esastır. Kimlik, bir tür planlanmış davranış veya yüklenilmiş rol olduğundan, alternatiflerden bir diğeri tercih edilebilir, herhangi bir sosyal durumda bir başka kimlik sergilenebilir. Kişilik ise psikolojik bir hal olduğundan iradi olarak bir diğer alternatif ile kolaylıkla değiştirilemez. (4)
Kişiliği, kişinin sahip olduğu bir şey olduğunu söyleyenler, bir takım insanların kişiliklerini, arkadaş canlısı, hoş, güçlü yada saldırgan gibi kelimelerle betimlemeye çalışırlar. O halde, anlatılmak istenen kişiliğin, bireyin diğer kişilerin yanında gösterdiği davranış özellikleri olduğudur.
Psikologlara göre kişilik bireyin özel ve ayırıcı davranışlarını içermektedir. Özeldir çünkü bireyin sıklıkla yaptığı yada en tipik davranışlarını temsil eder. Ayırt edicidir çünkü, bu davranışlar kişiyi başkalarından ayırır. Kişiliğin incelenmesinde bireyin başkalarından hangi noktalarda ayrıldığı önem kazanmaktadır.(5)
Sonuç olarak psikologların üzerinde aynı fikirde olduğu bir tek “kişilik” tanımı yoktur. Kişilik bireyin iç ve dış çevresi ile kurduğu, diğer bireylerden ayırt edici tutarlı ve yapılaşmış bir ilişki biçimidir.(6)
KİŞİLİĞİN GELİŞMESİ (0-6 YAŞ)
M. Mahler’e göre:
Çocuğun hayatında ilk 4,5 hafta homeostasis (denge kurma) dönemidir. Şöyle ki bebek anne rahminden dış dünyaya çıktıktan sonra bu ortamda hayatını dengeli olarak devam ettirmek durumundadır. Bu evrede fizyolojik mekanizmalar ağırlıklıdır ve bebek daha çok uyur. Mahler ve arkadaşları bu dönemi normal otizm devresi olarak adlandırmışlardır.
Yaklaşık 3-6 ay arası dönem “synbiotic” ortak yaşamsal safhadır. Bu sırada bebeğe göre annesi kendisinin bir parçasıdır ve birlikte tek bir dünya oluştururlar. Bu dönemin en önemli özelliği bebeğin annesiyle yaşamsal bağı kurmasıdır. Burada en önemli etkenlerden biri çocuğun arzu edilerek dünyaya getirilmiş olması ve onu kavrayan sevgi ve şefkat dolu bir ortamın temin edilmesidir.
5-6 ay civarında çocuğun ayrışma (separation) ve bireyselleşme (individuation) serüveni başlar. Bebek ilk olarak elinin deydiği yerde anneyi kendinden ayrı bir varlık olarak algılamaya başlar. Böylece tensel farklılık psikolojik farklılaşmaya giden yolu açar. Bu dönemde bebeğin emeklemeye başlaması annesinden uzaklaşıp tekrar geri dönmesi de bu sürece yardımcı olur.
Çocuk 10-11 aylık olduğunda artık ayakta durabilmeye başlamıştır bu hem bilişsel (cognitive) dünyasında hem de psikolojik dünyasında devrim sayılabilecek bir gelişme olup deneme (practising) döneminin de başlangıcıdır. Bu dönemdeki diğer çok önemli gelişme çocuğun konuşmaya başlamasıdır. Sembolleri bu şekilde kullana bilmek çocuğun hem anneden ayrışabilmesinde hem bireyselleşebilmesinde hem de çevresine hakim olabilmesinde çok önemli bir adımdır.
1.5 yaşla 3 yaş arası pek çok organik bilişsel ve psikolojik gelişmenin gerçekleştiği (rapproachment) dönemidir. Çocuğun hareket kabiliyeti artar. Annesinden uzaklaşabilir, dolayısıyla annesine olan ihtiyacını daha sık fark eder. Diğer taraftan bireyselleşebilmesinin bir gereği olarak bağımsızlık çabaları gösterir, lisana hakimiyeti artar, tuvalet terbiyesi gerçekleşebilir.
Obje ilişkileri açısından kısmi benlik ve kısmi objeden benlik (self) bütünlüğüne ve nesne bütünlüğüne gidilmektedir. Amaç neticede nesnenin devamlılığına sahip olmaktır. Bu çok önemli bir gelişme evresi olup obje yani anne fiziksel olarak uzakta olsa da var olduğunu, yok olmadığını hem bilişsel hem de duygusal olarak bilmektedir.
Çocuk bu evreye ulaştıysa ve ayrışma – bireyselleşme süreci içinde diğer gelişmelerde arzu edilen derecede gerçekleştiyseler çocuk nevrotik- normal kişilik yapısına ulaşmaktadır. Bölünme (splitting) geride kalmış, bastırmaya (repression) dönüşmeye başlamıştır.(7)
PSİKOLOJİK KİŞİLİK KURAMLARI(0-6 yaş)
Psikolojik kişilik kuramları, klinik deneyimler yerine psikolojik araştırmalardan türetilmişlerdir. Bu nedenle klinik uygulamaları sınırlıdır. Ancak bir çok araştırma için esin kaynağı oluşturmuş ve psikiyatrinin bazı özel alanlarının kuramsal temellerini oluşturmuşlardır. Örneğin Piaget’nin kuramları gelişim psikolojisine Lewin’in kuramları grup dinamiklerinin anlaşılmasına önemli katkılarda bulunmuştur. Ayrıca insan yaşantısı ve davranışına ilişkin klinik kuramların sınırlı psikopatolojik kavrayışının ötesine geçen bakış açıları sunmuşlardır.
Sullivan’a göre:
Sullivan’a göre insan doğum anında var olan yada olgunlaşma süreci için de ortaya çıkan bazı tepki eğilimleriyle dünyaya gelir. İnsanın fizyolojik ve duygusal ihtiyaçlarına doyum sağlama yönünden başkalarına bağımlı olması bir yana, yaşadığı her olay ve öğrendiği her şey ilişkilerinin içeriği tarafından belirlenir ve etkilenir.
Sullivan bir insanın temel kişilik örüntülerinin 7 yaşına kadar belirlendiği biçimindeki genel kanıya katılmaz ve birçok önemli davranışın bu yaştan sonra oluştuğu görüşünü savunur.
Bebeklik döneminde çocuğun temel ihtiyacı annenin sıcak davranışlar göstermesi ve onun biyolojik ihtiyaçlarını sevecen bir tutumla giderebilmesidir. Ancak Sullivan’ın asıl önem verdiği annenin anksiyeteli olmasının çocukta yarattığı korkuya benzer gerilimlerdir. Bu dönemde çocuk korkuyla anksiyetenin ayırımını yapamadığı için Sullivan bebekteki anksiyete gerilimleri için korkuya benzer durumlar deyimini kullanmıştır. Anksiyete gerilimini giderek daha iyi tanıyan bebek bu duyguyu azaltmak yada ortadan kaldırabilmek için davranışlarını nasıl yönlendirmesi gerektiğini öğrenmeye başlar. Çeşitli kültürel tutum ve değerleri ona öğreten büyüklerden oluşan çevresinin onayını kazanarak güvenliğini sağlar.
Bu dönemde bebek kendi bedenini çevresindeki diğer nesnelerden ayırmayı öğrenir. Sullivan’a göre birinci çocukluk dönemi sözlü dilin belirmesinden oyun arkadaşlarına gerek duyulmasına dek sürer. Bu dönemde yaşantılar sintaksik bir nitelik alır. Benlik sistemi çocuğun cinsiyetine göre biçimlenmeye başlar, erkek çocuk toplumdaki erkek rolüyle kız çocuk da kadın rolüyle özdeşleşir. Simgesel yeteneklerin gelişmesiyle çocuk yetişkin yaşamı yansılayan oyunlar geliştirir. Sullivan bu etkinlikleri “dramatizasyonlar” diye adlandırmıştır.(8)
Piaget’e göre:
Piaget’in yaklaşımının temeli biyolojiktir. Büyüyen organizmadaki biyolojik yapıların, gelişimi ve uyumuyla ilgilenmiştir. Piaget’in en önemli katkısı çocuğun bilişsel gelişimini tanımlamasıdır. Dört gelişimsel dönem tanımlar: Duyusal-motor dönem ( doğumdan iki yaşına dek uzanır): Çocuğun davranışı henüz somuttur, uyumsal etkinliği organizasyonuyla sınırlıdır. Çocuk zihninde temsil edilenleri arayabilir. Örneğin görüntüden kaybolan nesneleri arar, uzaysal ilişkileri anlayabilir ve değiştirmeye başlar.
İşlem öncesi dönem: İkinci yaştan yedinci yaşa dek uzanır. Bu dönemde önceden oluşan zihinsel temsiller, ilişkileri ve yasalarıyla birlikte dış dünyanın gelişmiş bir bilişsel görünümüne dönüşür. Bu dönemde çocuğun kavramsal düşüncesi henüz bütünleşmemiştir, sıklıkla çelişkiler ve tutarsızlıklar görülür. Örneğin, çocuk bir adamı bir baba ve bir tamirci olarak sınıflaya bilir, ancak aynı adamın hem baba hem de tamirci olabileceğini anlayamaz. Ben merkezcildir. Başkalarının duygu ve düşüncelerini algılayamaz. Cansız nesnelere kişilik atfeder. Bir nesne veya olayı sembolle ifade etme yeteneği kazanır.
Somut işlemler dönemi: Yedinci yıldan on birinci yıla kadar uzanır bu dönemde çocuğun düşünce süreci daha organizedir, daha tutarlı ve mantıklı işler görürler.
Biçimsel işlemler döneminde çocuk daha üst düzeyde bir bilişsel organizasyona ve kavramsal yeteneğe ulaşır.(9)
Erik h. Erikson’göre:
Bebekte toplumsal güvenin ilk kanıtı beslenmesinin kolaylığı, uykusunun derinliği ve bağırsaklarının rahat çalışmasıdır. Bebeğin gittikçe artan alıcı yetileri annenin bunları besleme yollarıyla karşılıklı olarak düzenlenir. Anne güvençle beklenen bir dış görüntü olmanın yanı sıra artık bebeğin içinde de bir kesinlik durumunu alır. Bu bebeğe güdük bir benlik kimliği duygusu sağlar.
İç ve dış evren arasındaki bağıntının sürekli olarak tadılması ve sınanması, ısırma döneminin öfkeleri sırasında can alıcı sınavıyla karşılaşır: Dişler içerden ağrı vermekte , dışda ki yakınlardan ise ne bir yardım buluna bilmekte ne de kurtuluş vaat eden o tek eyleme, ısırmaya izin verilmektedir.(10)
Çok erken bebeklik deneyimlerinden oluşan güvenin toplamı, verilen yiyeceklerin ya da sevgi gösterilerinin niceliğine değil, daha çok anne ile ilişkinin niteliğine bağlı gözükmektedir.
Ancak en elverişli koşullar altında bile bu evre ruhsal yaşama bir iç bölünme duygusunu ve yitirilmiş bir cennete olan evrensel bir geçmiş özlemini katar. İşte yoksun kalmışlık, bölünmüşlük ve terkedilmişlik duygularının bu güçlü bileşimine karşı temel güven tüm yaşam boyu kendini sürdürmelidir.(11)
Kasların olgunlaşması ise şu iki deneye girişmeyi olanaklı kılar.:
İçte tutma ve dışarı bırakma. Bu evrede dış denetim kesin ve kararlı olmalıdır. Bebek dediğini yaptırmayı tutturarak mal edinmeye , inatla dışa atmaya yönelik ani ve şiddetli istekleri yüzünden tehlikeye düşmeyeceğini hissetmelidir.
Çevre, onu kendi ayakları üstüne dikilme konusunda yüreklendirirken anlamsız ve rasgele erken kuşku yaşantılarına karşı da korumalıdır. Bu evrede çocuk sevgi ile nefret, işbirliği ile dik kafalılık, kendini ortaya koyma özgürlüğü ile bunun baskılanması arasında bocalayıp belirleyici olmaya çalışır. Yürüme evresi dönemi, temel toplumsal kiplikler dizisine, “yapmak- becermek” kipliğini de ekler bu “ne yapıp edip başarılı olma” anlamındadır. Bu dönemin tehlikesi girişilen edimlerden ötürü suçluluk duygusuna kapılmaktır. (12)
SOSYAL GELİŞİM(0-6 YAŞ)
Bebek üç ay dolaylarında insan ve obje arasındaki farkı görerek değişik tepkiler verir. Gülümseme, tekmeleme ya da el hareketleri.
Dört beş aylıkken diğer bebekleri fark etme, onlara gülme ve ağladıklarında ilgi gösterme.
Altıncı aydan itibaren giderek saldırganlaşan bakma ve dokunma.
Dokuzuncu ve on üçüncü aylar arasında diğerlerinin ses ve davranışlarını taklit etme. Aynada kendi görüntüsü ile oynama.
Üç yaş, sosyal gelişim açısından kritik bir dönemdir. İki üç yaş arası çocuk genelde isyankardır. Kelime haznesi zenginleşir. Bu yaştaki önemli olaylardan birisi çocukta oluşan merak ve öğrenme dürtüsüdür.
Dört yaşındaki çocuklar arkadaşlık etmeyi, birlikte oyun oynamayı severler. Sürekli çevresini tanıma çabası içindedir.
Beş yaş genellikle canlı, neşeli, hareketli bir görünüm içindedir. Kas hakimiyeti gelişmiştir.çocuğun şahsi ve sosyal ilişkileri artmıştır. Kendinden emindir. Şekilci ve uyumludur. Rahat ve ciddidir.
Altı yaşlarındaki çocuk soru çağındadır. Motor becerileri geliştiği için sosyal ilişkilere daha fazla katılırlar. Altı yaşındaki çocuk kararsız ve tembel bir kişilik sergiler.(13)
KİŞİLİK OLUŞUMUNDA KARŞILAŞILAN OLUMSUZLUKLAR
Bir bebeğin annesiyle ahenkli ve sağlıklı etkileşim içinde olduğu devreler ne kadar çoksa , bebek o kadar mutlu olur. Ve sağlıklı gelişir. Aradaki sağlıksız ve ahenksizlik durumu annenin devam eden kayıtsız ve öfkeli hali bebeğin içindeki iyi nesne ile kötü nesne oluşumlarını ayrı tutması neticesini doğurur. Bu durumda iyi benle kötü ben ayrı kalır. Tabi olarak bu mekanizma sebebi ile ego gelişmesi zarar görür ego güçsüz kalır, dolayısıyla birleştirici işlevlerini devreye sokup bu aşırı ve zıt duygu durumlarını bir araya getiremez, halledemez.
Egonun ayrıca bağımsız işlevleri de vardır. Yürüme, algılama gibi bu işlemlerin söz konusu durumlardan genelde etkilenmedikleri düşünülür. Ancak hasar büyükse bu işlevler dahi olumsuz etkilenebilirler.
Stanley 1. greenspan’in ayrıntılı bir gelişme teorisi vardır. Buna göre:
0-3 ay arası denge kurma dönemidir. Bu evrede sorunlar varsa kişiliğin temel fonksiyonları etkilenir ve “otizm” gelişebilir. Algı bozuklukları, motor beceri bozuklukları görülebilir.
İki yedi ay arası bağlanma dönemidir. Bu evredeki sorunlar psikolojik yapıda ve diğer insanlarla ilişki kurma kapasitesinde kusurlara yol açar.
3-30 ay arası bedensel ve psikolojik açısından farklılaşma dönemidir. Bu dönemde ciddi sorunlar olmuşsa birincil derecede ego kusurları meydana gelir.
10-18 ay arasında davranışlarda organizasyon, girişimde bulunma ve içselleştirme kapasiteleri, ayrıca ego yapısı süratle gelişir. Bu dönemdeki ciddi sorunlar ilerde uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, ruhsal bedensel bozukluklar ve dürtü bozukluklarına temel oluşturur.
1.5- 3 yaş arasında temsili kapasite öne çıkar bu dönemde ciddi sorunlar yaşanmışsa benlik ve obje temsillerinin farklılaşması ve düzenlenmesi ve nihayet bütünleşmesiyle ilgili, ikinci ego arızaları oluşur. Ayrıca “borderline kişilik”e yol açılır.(14)
GELİŞİMDE ANNE – BABA TUTUMU
Bebek çocukluğa doğru geliştikçe yeni beceriler kazanmaya, davranışlarını kendi denetimi altına almaya başlar, bu dönemde ailenin rehberliği çocuğun gelişimi üzerinde çok etkili olur. Hatalı anne baba tutumu ve bozuk aile yapısı sağlıksız bir gelişimin, uyumsuzlukların başlıca kaynağı olur. Anne baba bazen çocuğa çok şey vererek onun gelişimine yön vermesini engeller. Bazen de çok az şey vererek ona gerekli desteği sağlayamaz ve uygunsuz davranış örüntülerinin gelişimine neden olur.(15)
Bebeğin anne ile kurduğu her etkileşim biriminden bebeğin içinde bir anı izi kalır bu izin içinde 3 öğe vardır. “Ben”, “anne”, ve bunları birleştiren “duygu” durumu. Bebeğin belleğinde bütün bu izler üst üste binerek birikir. Ve benlik şeması ile nesne şeması oluşur.
Bir bebeğin annesiyle ahenkli ve sağlıklı etkileşim içerisinde oluştuğu devreler ne kadar çoksa bebek o kadar mutlu olur ve sağlıklı gelişir.(16)
Çocuğun öznel dünyasının tematik yapısı erken yaşamındaki kritik biçimlendirici yaşantıları ve bunların sonucu gelişmiş olan kişisel güdülenimler düzenini içerir. Çocuk göreceli olarak sabit bir psikolojik örgütlenme kurduktan sonra, bu, daha sonraki yaşantıları düşünce-öncesi bir düzeyde bilinçdışı olarak içine asimile edeceği bir referans çerçevesi olur. Gelişimsel değişme, bu yapının, yeni yaşantılara akomode olacak şekilde değiştiği ve genişlediği zaman gerçekleşir.
Gelişme sürecini, çocuğun evrimleşen psikolojik dünyasıyla bakıcıları arasındaki özgün etkileşimin her bir noktasında şekillenen bir öznellikler-arası süreç olarak kavramlaştırmak gerekir. Psikanalitik gelişim psikolojisi, çocuğun kritik gelişim ödevlerini başarmasını ve gelişimsel dönemlerden başarıyla geçişini ilerleten ve engelleyen spesifik öznellikler-arası bağlamları aydınlatmaya çalışmaktadır.(17)
ÖNERİLER
Çocukta özgüven, inisiyatif kullanma ve bağımsız hareket edebilme duygusunun gelişebilmesi için yakın sosyal çevresinin ve en başta annesinin desteklemesi gerekir. Eğer çocuk bir okul öncesi eğitim kurumuna devam ediyorsa; bu destek, kurum ve aile işbirliğiyle sağlanabilir. Eğer böyle bir kurumdan yararlanılmıyorsa, çocuklara uygulanacak program hakkında annelere destek sağlanabilir. Ancak ülkemizde böyle bir uygulama yoktur. Sadece bazı kurumların düzenlediği seminerlere katılarak, radyo ve televizyonda yayınlanan programları takip ederek sistematik olmasa da belli ölçüde çocuğa nasıl davranılacağı hususunda bilgi edinmek mümkündür. Ancak bunlar bir eğitim programı olarak düşünülemez.
Çocuk üç yaşına geldikten sonra, yeni şeyler deneyebilmek için yaşıtları ve daha büyük çocuklarla birlikte oynama ihtiyacı duyar. Bir arkadaşıyla oyun kurma ve arkadaşı tarafından reddedildiğinde hayal kırıklığını kaldırabilmesi için gerekli biyolojik altyapı üç yaşına doğru olgunlaşır. Yine üç yaş civarına doğru çocuklar evden bir süre uzakta kalmayı taşıyabilecek olgunluğa ulaşır. Kurumda her şey onların ihtiyaçlarına göre düzenlendiğinden, kendilerine rahatça oyun arkadaşı bulabilir, başka arkadaşlarıyla oynarken güçlerini ölçer; yapabilmeyi, başarabilmeyi yaşar; bireyle uzun süre meşgul olma alışkanlığı kazanır. Birlikte oynarken kuralların önemini ve değiştirilebilirliğini kavrar; birbirini gözetmenin, yardımlaşmanın lüzumunu anlar. Başkasının elindeki cazip oyuncağa her zaman ulaşamayabilir, böylece tahammül etmeyi öğrenir. Kendi haklarını korumayı öğrenirken, başkalarının hakkını gözetmeyi ve paylaşmayı öğrenir. Arkadaşlarına bakarak kendi kendine yeme, kendi işini kendi görme alışkanlıkları edinir.
Toplumsal kurallarla çevrili bir ortamda özgür davranmayı başarır. Kendini anlatma kabiliyeti artar, dil dağarcığı zenginleşir. Kurum çekingen ve sıkılgan çocukların daha girişken, daha bağımsız ve özgüvenli olmalarını sağlar. Diğer yandan çok şımartılmış ve hiç dizginlenmemiş çocuklar bu kurumlarda daha az bencil ve daha çok toplumsal olmayı öğrenirler.
Sonuç olarak, çalışan anneler mesai saatlerinde çocuklarının bakımını bir başkasına vermektedir. Önemli olan sadece çocuğun bakımı değil, eğitimidir. Bunun için aile yanında bakım yerine güvenilir ve kaliteli okul öncesi eğitim kurumlarını tercih etmeleri çocuğun her türlü gelişimi açısından daha doğru bir karardır. Çalışmayan annelerin de bu tür kurumlara ihtiyacı vardır. Çevrenin "bir çocuğa bakamadın mı" gibi suçlama ve yargılamalarının ve kendini "çocuğuna karşı sorumsuz bir anne" gibi görme yanlışlığına düşmenin bir anlamı yoktur. Çocuk yaşıtları arasında oynayarak, belli bir disiplin, belli ölçüde özgürlük ve yeterince sevgiyle gelişir. Önemli olan çocukla gün boyu beraber olmak değil, onbeş-yirmi dakika da olsa bütün ilgi ve dikkatini ona vererek onu sevmek ve ihtiyaçlarını karşılamaktır. Bunun için de yeterince zamanınız ve özleminiz olacaktır. (18)
Kaynaklar
1 - Arkonaç Sibel, Sosyal Psikoloji, 2. Basım, Alfa Yayınları, İst. Ekim 2001 S:34-36
2 - www.historicalsense.com
3 – Davranış Bilimleri Enstitüsü, www.dbe.com.tr
4 – Uluslar arası insan bilimleri dergisi www.insanbilimleri.com
5- Clifford T. Morgan, Psikolojiye giriş, Ankara 1981, Meteksan, S:311
6 – Cüceloğlu Doğan, insan ve davranışı, 13. Basım, Remzi Kitabevi İstanbul Haziran 2004,S:404
7- Mirci Erk Selma, Kişilik ve psikoterapi yazıları, 1. Basım, Alan Yayınları, İstanbul Eylül 2000, S:159
8 - Gençtan Engin, Psikanaliz ve sonrası, 4. Basım, Remzi Kitabevi, İstanbul 1999 S:203
9 – Güleç ve Köroğlu, Psikiyatri temel kitabı, Hekimler yayın birliği, 1997 Ankara, S:180-182
10 – Erik H. Erikson, İnsanın sekiz çağı, 1. Baskı, Birey ve toplum Yayınları, Aralık 1984, S:3-5
11 – a.g.e., S:6
12 – a.g.e., S:11-17
13 – www.ogretmenlersitesi.com
14 - Mirci Erk Selma, Kişilik ve psikoterapi yazıları, 1. Basım, Alan Yayınları, İstanbul Eylül 2000, S:165-166
15 – Gençtan Engin, Çağdaş Yaşam ve normal dışı davranışlar, 7. Basım, İstambul Remzi Kitabevi 1993.
16 - Mirci Erk Selma, Kişilik ve psikoterapi yazıları, 1. Basım, Alan Yayınları, İstanbul Eylül 2000, S:166
17 – www.icgoru.com
18 – Harun Avcı, Sızıntı Dergisi, Ekim 2001 Yıl:23 Sayı:273
kaynakca
*Dr. Ercan KESAL İstanbul Ticaret Üniversitesi